Etiket arşivi: teknolojik anneler

Çamaşır suyu kokusu

Yapılanlar, söylenenler unutulurmuş zaman içinde, bir tek anda hissettirdikleri kalırmış anı olarak. Hah, işte ben o lafı değiştirmek ve “Hepsi unutulur, kokuları kalır!” yapmak istiyorum. Pek çok koku içinde çamaşır suyu anı belleğimde hissiyati ile fazlasıyla belirgin. Kokusu orada, kokusu gitmiyor :)

Oysa ki yıllar var ayrıyız. Çamaşır suyuyla ilişkimi çocuğum olduktan sonra kesmedim ben, daha önce ayrıldı yollarımız. Birden bire ortaya çıkan, başladığı andan itibaren bir kaç ay geçmek bilmeyen alerjik astımım sonrası pek çok kimyasal çıktı hayatımdan. Çamaşır suyu da kapıyı ilk görenlerden oldu. Bir kaç yıl süren bu “alerjik” durum, çok kısa günlük kısa ziyaretler dışında uğramadı doğal-olmayan-ne-varsa-at günlerimden beri. Doğru kararmış diyebilir miyim? Rahatlıkla derim evet.

Çocuktan önce / çocuktan sonra temizlik…

Aşırı titizdim. O da iyileşiyor çocuktan sonra :) “Yere değdi, sokma çocum onu ağzına” tarzı bir titizlik değil kastettiğim. “Bunun içinde ne var, etikette yazan şu garip sayılar nedir” tadında her şeyi google’layanlardanım, gugıl şampiyonuyum, en hızlı soruyu ben sorarım, konudan konuya en hızlı ben atlarım! Bilmem gerek, nedir o “içindekiler”?! Sahi, nedir?

İşte çok bilince de hayattan soğuyor insan. Limon, sirke, karbonhidrat. Temizlik anlayışım bu uzunca süredir. Arap sabunu da var geniş alan temizliği için kullandığım. Sıvısı, jeli, her kıvamı mevcut. İçim tamamen rahat mı? Hayır. Hem zaten endişesi biten anne olur mu hiç :))

Mutfak tezgahına çiğ et, tavuk vb gıdalar değdiğinde yaptığım temizlikten endişeleniyorum. Hayvan dışkıları ile dolu Kadıköy kaldırımlarından yürüyerek eve girdiğimizde endişeleniyorum. Dağ tepe doğa yürüyüşleri yapıp çamur (ve kim bilir başka neler) batağındaki botla eve döndüğümüzde endişeleniyorum. Az sonra temizlediğimi düşündüğüm yerlerden oğlum çıplak ayak geçecek ve yatağına yatacak, biliyorum. Emin olamıyorum. Doğaya düşkünlüğünü bildiğim Dinamik Anne Tuğba’ya ve blogunu severek takip ettiğim Anne Sırları Gülderen’e sormak istiyorum, siz ne yapıyorsunuz? Temizlik için ne tercih ediyorsunuz?

 

 

lego,

Çocuğu Minecraft oynuyor diye sevinen anne

Gözümün içine hayretle bakan, sorgulayan gözler ve sessizlik şu cevabımdan sonra geliyor; ‘Evet, ben tabi ki oynatıyorum, süper bir şey bence!’

Yalan değil, neredeyse her gün kendimi Minecraft’ı savunurken buluyorum. Gerek sosyal medyada, gerek arkadaşlarımdan gelen sorulara, gerekse cafede yan masadaki (!) ‘Çoook zararlıymış’ ‘Feci bağımlılık yapıyormuş’ ‘Başlayan kurtulamıyormuş’ tadındaki yorumlara kayıtsız kalamıyorum. ‘Sen oynatıyor musun yani?’ye verdiğim evet cevabından sonra gelen bakışmalar ve sessizlik. Bana bu tepkiler biraz da, teknolojik anneler seminerlerimizde de ennn çok değindiğimiz sebeple çıkıyor gibi geliyor; annelerin, ebeveynlerin ‘bilinmeyenden korkma’larından kaynaklanıyor.

Minecraft nedir?

Önce oyunun ne olduğunu anlamak en güzeli. Minecraft, benzeri olmayan bir uygulama, yani şu oyuna benziyor diyemem. Ama şöyle tarif edebilirim sanırım; 2×2 küp legolardan (şu üstünde 4 nokta olanlardan) yapılmış bir sanal dünya düşünün ve ağaçlarından dağlarına, lavlardan madenlere her şeyi olan bu dünyada, çocuğun hayal gücü ile istediği her ama her şeyi inşa edebileceği bir ortam hayal edin.

lego,Oyuna girdiğiniz anda daha önce tanımadığınız random bir dünyaya düşüyorsunuz, orada ne yapacağınız size kalmış. İster sağa sola yürüyün, dolaşın, ister muhteşem binalar inşa edin, ister çölün ortasına dev pembe bir biberon inşa edin, ne istiyorsanız o. Küpleriniz sayıca sınırsız, istediğiniz kadar harcayın, keşfedeceğiniz yerler bitmek bilmez, istediğiniz kadar dolaşın. Okyanusları geçin yüzerek, bulutlara çıkın uçarak, dağların içine girin, gibi.. Hiç bir kural yok. Tüm bu dediklerim 6+ için ve  ‘creative mode’ için geçerli.

Bir de ‘survival mode’ var 7-10 yaş önerilen, bana sorarsanız 7- 99! Survival adı üstünde, ‘her an her şey olabilir’ modu. Ölebilir yani karakter. ‘Ooo ölmek mi var!!’lık bir durum yok, survival mode tam kafa patlatma yeri, karnını doyurabilmek, kafanı sokabilecek bir yer inşa edebilmek zorundasın. Bilmediğin bir dünyada, 10 dakika sonra başına ne geleceğiniz bilmeden düzenini kurmaya çalışıyorsun. Başına ne gelebilir? Örneğin tam nefis bir sebze bahçesi kurmuşsundur ama bir hortum çıkar ve mahsüllerin bozulur, aç kalırsın (ve belki canın biter). O zaman ne yaparsın; bir daha oyunu başlattığında bu kez bahçeni koruyacak bir çözüm de üreterek başlarsın ve aynı sorunla karşılaştığında aynı zararı görmezsin (ve daha uzun yaşarsın). Çiftliğini kurarsın, tüm riskleri düşünmek zorundasın. Gerçekten 1 dakika sonra ne olacağı belli değil, bir düzen yok, bir kara parçasının bir diğerine benzerliği yok. Terk edilmiş köyler var (bir ev bulup hemen girip yerleşebilirsin), mağaralar, tüneller, keşfettikçe yeni malzemeler bulabileceğin, bunları buldukça güçleneceğin bir sistem var. Bulduğun çoğu şey birbiri ile kombinlenebilir, ‘Bu yeni maden ile ateşi aynı anda kullansam ne olur?’gibi sürekli seni keşfe iten durumlarla karşılaşırsın.

Bir de ciddi tehlikler var; (survival modda)

Güneş battığı anda bir takım yaratıklar beliriyor (gündüz/gece ayrımı var demiştim) ve yaratıklardan önce başını sokacak bir yer bulmalısın. Dolaştığın sırada bulduğun envanterleri doğru kullanarak sabaha kadar uyuyabileceğin bir yatağın, karnını doyurabileceğin bir ekmeğin (havucun, kekin, her ne ise o) olmalı. Bu yine senin yaratıcılığına bakıyor, ister bir mağara, ister 4 dörtlük bir ev, ister bir ağaç tepesinde uyu ama bakalım işe yarayacak mı?

Çocuklar birbirleriyle buldukları keşifleri paylaşıyor. “Şunla şunu birleştirdim, ne oldu biliyor musun?” “Evime şöyle bir kapı yaptım, yangından da koruyor”, gibi çok yönlü, çok düşünmeye ve kreatifliğe iten bir uygulama aslında. İçinde çok az kan olduğundan 6+ lisanslı. Kan sadece survival modda var ve örneğin besin için bir tavuk öldürüldüyse, etrafa grafik olarak 3-4 kırmızı kare saçılıyor ve yok oluyor 1 saniye içinde, bu tarz bir aksiyonda ‘kan’ var.

13+ ten sonra ise ayrı bir keyifli dönem aslında, kurdukları şehirleri online’a taşıyabilir, diğer oyuncularla ilişki içerisinde olup, kim neyi nasıl kullanmış görmek, kurallar çerçevesinde uyumla orada ‘survival’ı sürdürmek.. Hatta ve hatta, fikirleri ve geliştirdikleri ile bizzat oyunun kendisine katkıda bulunmak, oyuna yenilikler eklemek şeklinde ilerleyebiliyor.

minecraft-lego
Bizim evde, haftaiçi minecraft lego, haftasonu bilgisayarda minecraft creative mode.

Çocuğu Minecraft oynuyor diye sevinen anne

‘Bağımlılık yapmaz’ diyemem, ‘Çocuğunuz 5 dakika oynar bırakır’ diyemem; her çocuk farklı, her evdeki ilişkiler farklı, ben de uzman değilim.

Uzmanların dediğine gelince, Minecraft çocuklara organizasyon, planlama yeteneği kazandırıyor, odaklanabilme, zamanı yönetebilme, matematik öğretiyor ve planlarında esnek olabilme yetisi kazandırıyor. 

Minecraft oynayan, mantığını kavrayan bir çocuk kodlamaya da girmiş oluyor aslına bakarsanız. Kendi modifikasyonlarını kodlamaya çevirebilir hatta oyunun içine yedirebilirler. Örneğin learn-to-mod gibi uygulamalar birebir minecraft içindir ve bugün bana sorarsanız bugün artık okullarda ders olarak yer alabilmelidir kodlama.

Ben oynamasına izin veriyorum, izinden öte teşvik ediyorum, şu an bu konseptte bir şeyler üretiyor olmanın keyfini almasına bayılıyorum. ‘Anne bak buraya kocaman bir değirmen inşa ettim, buradan sular akacak burada şunları çalıştıracak’ falan dediğinde içimin yağları eriyor. Ve az önce öğrendiğim Minecraft ile yapay zeka haberi ile de daha da çok heyecanlandığımı itiraf ediyorum. Oynadığın karakterin -atıyorum- bir kere suya düşüp boğulduktan sonra, bunun yaşanmışlık olarak kodlanması ve daha sonra suya temkinli yaklaşması ..gibi durumları gözlemlemek cidden heyecan verici olacak (Haziran’da geliyormuş!) 

Bunu yapmayın : Sadece bu oyunu değil, tüm oyunlar için geçerli, 13 yaş altındaki çocukların tek başına online oynamasına izin vermeyin. Offline ve yanınızda (aynı odada) ve önceden birlikte belirlediğiniz sürede oynamaları uygundur, nacizane fikrim.

*Soranlar için; bizim evde hafta içi elektronik yok, hafta sonları günde 1-1,5 saat minecraft var. (6yaş)

 

unfollow, emoji monkeys, social media icons

İnternette hatır için takip etme sorunsalı


Taa çocukluğundan beri görmediğin insanın günde 8 kez paylaştığı özlü sözlere, üst kat komşunun pişirdiği -aslında kokusundan fenalık gelen- yemeklere, işyerindeki arkadaşının haftasonu gezmesine, çok tanımadığın ama iş icabı takip ettiğin kişinin günaydın-afiyet olsun-iyigeceler selfielerine maruz kalmak zorunda mısın?

Hatır için takip etme / etmeme çizgisi nerededir, bilen var mı?

Facebook en kalabalık yerlerden biri. ‘En görmediğin’ insanların listende olduğu yerlerin de başında. Annenin komşusundan, çocuğunun sınıf arkadaşı annelerine kadar oradalar… neyse ki gizlilik ayarları da var. Azıcık uğraşla kendi küçük listeni oluşturabilir, herkes hala listende iken hem onların paylaşımlarını engelleyebilir, hem de kendi paylaşacaklarını sadece kendi grubunla paylaşabilirsin. Tabii herkesi listeden çıkaracak cesaretin yoksa! Benim yok, arada babalar gibi hatır var.

Twitter en atarlı sosyal mecra, orada işler nispeten kolay. Yazdığını mı sevmedin, oh hazır bahane bulmuşsun işte; çat kapat, çat engelle. O seni görmesin, sen de onu. Zaten twitter’da sadece eş dost takip etmiyorsun ki; habercilerden sanatçılara ilgi alanın neyse ekliyorsun, aslında istersen listeler de yaparsın ama o kadar dinamik ki ortam itiraf edelim kimse listeyle uğraşmıyor. Bahanen ‘çok olunca takip edemiyorum’ da olabilir, ‘ben sadece şunları şunları takip ederim burada kardeşim’ de olabilir; açıklama gereksin gerekmesin, unfollow en kolay tibıtırda.

Instagram, püsküllü belam. Ay darılmacaların hası burada! Küsmeceler, alınmalar, buradan silersen diğer tüm mecralardan seni silmeler. Tanımadığın insanlardan gelen yorumlara, trolcübaşlarına girmiyorum, o apayrı bir yazı konusu.

Gerçek şu ki Instagram’ın kullanım amaçları çok farklı olabiliyor, kimi iş için kullanıyor, kimi ayda bir giriyor, kimi 1 günde senin 1 ayda koyacağın kadar şey paylaşıyor. En esnek ‘hatır takibi’ kuralı burada olması gerekirken, instagramer sana en sert cezayı veriyor. Oradan silersen diğer her yerden takibi kesme, bir nevi hükümsüz yargılamayı yiyorsun. Yani misal hayatından şekeri çıkardıysan, pastacıyı takipten çıkaramıyorsun, küsüyor! Çocuğum büyüdü, bebekli şeyler görmek istemiyorum diyorsun, öbürü alınıyor. Ay bu sosyal medya işlerinde gözle görünmeyen dertler bitmiyor!

Oğlum ‘pis hareket’ diye bir laf öğrenmiş bugünlerde ve olduk olmadık kullanıyor, engel omak yerine bize de bulaştı. Şimdi bu ‘anfarov’ etmeler pis hareket midir diye sorarsan; bence değildir, temiz harekettir, dürüsttür, ferahtır. Alınganlık yapanların sosyal medyaya giriş 101’den başlamaları gerekir.

unfollow, emoji monkeys, social media icons

 

Minyonlar 3 Filmi, “Minions”

minions

Uzun süredir bir animasyon filminde bu kadar güldüğümü hatırlamıyorum, ki takip edenler bilir ciddi anlamda animasyonla beslenen biriyim. Son diyeceğimi baştan söyleyerek ayrıntılara geçeyim bu sefer öyleyse; Minion’ların 3.filmi, Minions, çok eğlenceli, çok komik. İzleyin!

Minyonlar

Minyonların aslında 3. filmi gibi görünse de, fark ettim ki onlar aslında hep yardımcı karakterdi… İşte belki de bu yüzden ilk kez filmin ismi de ‘Minions’ ve o hep merak ettiğimiz ‘Minyonlar nerden geldi?’ ‘Nedir bu minyonlar?’ sorusuna cevap alıyoruz bu filmde.

Herşeyin başladığı yere dönüyoruz…

Aslında ben Gru’nun yaratıığı yaratıklar olduğunu sanıyordum, sanıyorum bu fikrimde yalnız değilimdir; belki de uzaydan gelmişlerdir diye düşünmüştüm. Meğerse onlar uzuun uzuun zamandır dünyamızdalarmış. :) Bundan fazlasını söylemeyeceğim, izleyin görün.

2010’da Çılgın Hırsız / Despicable Me ile tanıdık bu şirin sarı yaratıkları. 2013’te filmin ikincisi geldi, Çılgın Hırsız 2. Çok sevilen komedyen Steve Carell seslendirmişti Gru’yu ve filmlerin başarısına büyük katkısı olduğu da bir gerçek. Gru aslında kötü bir karakter olması gerekirken, biz onun hep ev hallerini, sıcak yanını, ‘babalık’larını görüyoruz bu iki filmde de ve kötü, hırsız, dolandırıcı olması gereken bir karaktere inanılmaz sempati duyuyoruz! 3.filmde, ya da daha doğrusu Minyonların bu ilk filminde ise Gru nasıl girmiş hayatlarına onu göreceğiz. Bunu ancak ilk 2 filmi bilenler fark edebilecek bu arada, o yüzden spoiler olarak görmüyorum.

Minyonlar’ın soundtrack’i müthiş!

Filmin ilk bir kaç dakikası geçmişi anlatarak geçiyor, ardından 60’lara geliyoruz. Sonrasında müthiş bir 60’lar müzik şöleni var, dikkatli kulaklar kaçırmayacaktır; Rolling Stones’dan the Doors’a, Steve Winwood’dan Jimy Hendrix’e müthiş parçalar var. 60’ları iliğinize kadar hissettiriyor, kıyafetler, 60’lar İngilteresi, kraliçe Elizabeth’in gençliği bile müthiş resmedilmiş.

Benden ekstralar, bunları da bilin!

Bob, Stuart ve Kevin Orlando’ya yola çıkıyorlar diğer minyonlardan ayrılıp. Orlando Florida aslında Universal Stüdyolarının evi.

Filmin en başında Universal stüdyoları jenerik müziği de Minyonlar seslendirmesi ile yapılmış.

Yönetmen Pierre Coffin, tüm minyonları kendi seslendiriyor! Evet tam 899 tane olduğu söyleniyor :)

Dikkatli izlereseniz, Jimi Hendrix, Godzilla gibi göndermeleri yakalayabilir, Gargamel, Beatles gibi karakterleri görebilirsiniz.

Minyonların konuştuğu dile Minionese deniyor ve dikkat ederseniz İtalyanca, Almanca, İspanyolca, Rusça, Fransız her dilden birer kelime yakalayabilirsiniz.

İnanılmaz ama gerçek, Minyonların önceki 2 filminde bu filmden kareler var, Bob’un taç giymiş sahneleri gibi. Aynı şekilde Çılgın Hırsız 2’nin sonunda bu filmin başrol 3 karakterini, filmi editlerken görüyoruz ;)

 Türkçe dublajında baş kötü karakter çifti Beren Saat ve Kenan Doğulu seslendiriyor. Beren Saat’i çok başarılı bulurken, Doğulu’yu başarısız buldum. Çift olarak bulunmaları esprili ve şirin olmuş ancak seslendirmeleri gerçek meslek sahipleri yapmalı diye düşünüyorum; nedense bana cümle vurguları samimi gelmiyor, kulağımı rahatsız ediyor.

 

Kim korkar alerjiden?

yatakta-alerjenler

Herkes evi mis koksun ister, ben hiç bir şey kokmasın isterim. Herkes yumuşatıcının, şampuanın, kremin güzel kokulusunu arar, ben en sadelerini, en kokusuzlarını seçerim. Sebep, ailece alerjik bünyeli olmamız! Anne babası alerjik çocuk da geleneği bozmadı ve kuzumuz da malesef bizim gibi oldu.

Aksırığa, tıksırığa, deride aniden çıkan sebebi bilinemeyen döküntülere, gözlerde yaşarmalara, kızarmalara cevabı doktorumuzdan gelen cevap hep aynı; alerjenler!

Son 5 yıl içinde yapılan araştırmalarda Türkiye’de hemen hemen her 4 çocuktan birinin alerjik hastalığa sahip olduğu ortaya çıkmış. Ülkemizde alerjinin en önemli sağlık problemlerinden biri olduğunu artık kabul etmemiz lazım. Peki ne yapacağız? Tabi ki ilk olarak yaşadığımız ortamı buna göre korumakla işe başlamalıyız.

 

Ev ortamındaki tozun içerisinde bakteriler, küf hücreleri, toprak ve deri parçacıkları, polen ve sigara dumanı gibi alerjenler bulunur. İnsanlar haftada 28 gram yani bir paket cips kadar deri döker ve evimizdeki halının sadece bir metrekaresinde 1000 kadar toz akarı (mite) yatak ve mobilya döşemelerinizde, hatta perdelerinizde yaşar. Bir insanın yatağı ortalama olarak 10 bin toz akarı barındırır. Çoğu zaman gözle görülemeyecek kadar küçük olan bu parçacıkların bir araya gelmesi alerjiye neden olur. Ancak mikroskop altında görülebilecek kadar küçük olan ev tozu akarları, alerjiye duyarlı kişilerde hapşırma, öksürme ve burun akıntısına sebep olurken, özellikle çocuklarda yaşamı tehlikeye atan astım krizlerini tetikleyebilir.

Alerjiden korunmak için evde ne yapabiliriz?

Her gün 2-3 gram deri pulu döküyormuşuz ve ne iç gıcıklayıcıdır ki evimizdeki toz kenelerinin en sevdiği besinmiş bu! Haftada adam başı 30gr desek, 4 kişilik ailede 120 gr döküntü. Iyyyk!  Bu ihtiyaçtan yola çıkan, inovasyonu ve fonksiyonelliği temsil eden teknolojinin öncüsü elektrikli süpürge markası Dyson, 2 özel ürün çıkarmış ve bu yazımın amacı sizlere bu ürünlerin bazı müthiş yönlerini aktarmak.

Teknolojik süpürge dendiğinde kocaman hantal makinalar geliyor gözümüzün önüne, benim de öyle. Bir de evin içinde her köşeye takılan kablolar… Çünkü biliyoruz ki güçlü emiş gücü gerektiren makinalar, kablosuz olmuyor, olamıyor.

Ancak tüm bu sorunları çözmüş iki ürün ile tanıştım. Dyson Cinetic™ DC52  ve Dyson DC62 Digital Slim. 

alerjen

 

Elektrikli süpürgesiyle alışılagelmiş makinelerden farklı bir vizyonla üretilen Dyson Cinetic™ DC52 ile sadece alerjiye karşı korunmuş olmayacaksınız, aynı zamanda toz torbası ve filtre bakım derdiniz de ortadan kalkacak.

Son teknolojiyle tasarlanan ve kablolu süpürge kadar güçlü olan Dyson Digital Slim™ 20 dakika kesintisiz kullanım süresi ve  sabit emiş gücü ile zemin, tavan ve ulaşılması zor yerlere yüksek manevra kabiliyeti ile kolaylıkla ulaşır.

Ömür boyu emiş gücünü hiç kaybetmeyen  Dyson Cinetic™ DC52, toza karşı alerjisi olan astım hastaları ve çocuklu ailelerin dostu olarak geliştirilmiş.

dyson

Tozu, kiri ve mikroskobik partikülleri dahi ayrıştıran DC52, diğer süpürgeler gibi filtrelere ve toz torbalarına gereksinim duymuyor. 5 yıl yedek parça ve işçilik garantisine sahip DC52, patentli siklon teknolojisi sayesinde alerjenleri bile emiş gücü kaybetmeden yakalıyor. Daha temiz hava çıkışına sahip olan DC52 astım hastalarının ve çocuklu ailelerin için de oldukça ideal bir buluş. Evladiyelik diyebileceğim bir ürün olan Dyson elektrikli süpürgelerinin es geçemeyeceğim diğer bazı özellikleri şöyle;

  • Özellikle bu makine için geliştirilen V6 dijital motor, bataryadan daha fazla güç aldığı için cihazın emiş gücünü arttırır. Yeni yapılandırılmış olan motorlu başlık toz ve kirlerle her yüzeyde başa çıkar.
  • Başlıktaki karbon fiber kıllar, statik elektriği azaltarak ince tozların sert zeminlerden toplanmasını sağlar.
  • Sert naylon kıllar halıdan kiri rahatlıkla temizler.
  • Küçük ve güçlü motorunun ağırlık merkezi bileğe yakın konumlandırıldığından zeminden tavana kadar zorlanmadan ulaşabilirsiniz.
  • Hafif olan alüminyum borusunu çıkarıp merdiven, koltuk döşemeleri, otomobil gibi küçük alanlarda rahatlıkla kullanabilirsiniz.
  • Patentli siklon teknolojisi ile tozu, kiri ve mikroskobik partikülleri dahi ayrıştırarak soluduğunuz havadan
    150 kat daha temiz hava çıkışı sağlar.
  • Duvara monte edilen şarj yuvası sayesinde yer kaplamaz.

 

Uht süt mü, pastorize süt mü?

Hayatta sütten benim kadar çekmiş başka birini daha tanımıyorum! Daha büyük dertler olmasın ama yıllar yılı tüm hayatımı etkileyen ‘laktoz intoleransı’ ve ‘gluten hassasiyeti’ beni bu konuda her gün ama her gün bıkmadan araştırmaya itiyor. En büyük gerginliğim ise genetik miras olan bu tarz intoleransların, oğluma da geçip geçmeyecek olması. Uht süt mü, pastorize süt mü, bitmek bilmeyen soruların içinden çıkabilmek için en iyisi bir yerden başlamak;

#sütgerçekleri

Sütlü Kahvaltılar başlığı altında düzenlenen bir davete katıldım. Diyetisyen Selahattin Dönmez, eğitimi hakkında bizi bilgilendirdikten sonra ‘süt ve bal konusunda’ çok sayıda araştırma yaptığını ve sosyal medyada da #sütgerçekleri etiketi ile takip edebileceğiniz gibi,  tüm sorularımızı yanıtlayacağını belirtti. O henüz konuşmasına başlayamadan sorularımız yağmaya başladı tahmin edersiniz ki. Dediğim gibi bu konuda aşırı duyarlı olduğum için konuşmayı kaydettim ve ‘hasta’ taraf olarak konuya baya hakim olduğumu fark ettim.

Bu çok geniş kapsamlı süt konusunda kafa karıştıran ısıl işlem, pastorize, uht gibi başlıkları aktarmak isterim. Buradan sonra aktaracaklarım tamamen uzmanların ağzından birebir aktarımdır.

Süt nasıl saklanır?A 21968

Günümüz teknolojisinde süt 2 türlü işlem görür. Sütün sağlıkla tüketilebilmesi için ısıl işlem görmesi şarttır.

Pastorizasyon

Bu yöntemde süt 14-16 saniyede, 72-80 C arasında ısıtılır ve sonra +4 C’de saklanır. Bu yöntem ile steril hale gelen süte ‘pastorize süt’ diyoruz. Yöntem esnasında zararlı olabilecek bakteri ve mikropların %95’i ölür. Yararlı bakterilerin %5’inin ise ‘uyuması’ sağlanır. Süt bu haliyle buzdolabında 4-5 gün saklanabilir. Açıldığında ise 2-3 gün içinde tüketilmelidir. Ancak ve ancak; buzdolabınızın derecesi, kaç kez açıp kapadığınız, sütü çıkardığınızda ne kadar dışarıda tuttuğunuz gibi küçücük ayrıntılar bile sütte ısı değişimine ve o uyuyan %5’lik bakterinin ısıyla harekete geçmesini etkiler.

UHT yöntemi 

Ultra-high temperature processing veya ultra-heat treatment kelime açılımı karşılığıdır. Çok kısa sürede (4-6 saniye kadar) süt 135 -1 50 C’ye kadar ısıtılır. Ve hızlıca oda sıcaklığına soğutulur. Mikroplar tamamen yok olurken, besin değeri olduğu gibi korunur. UHT sütler özel steril ambalajlarda dış etkenlerden korunur ve bu şekilde uzun ömürlü olurlar. 6 katmanlı özel ambalajlar içinde korunan süt, açılmadığı taktirde oda ısısında 4 ay dayanır.

UHT işlemi sayseinde süt ‘katkı maddesi eklenmeden’ ve ‘besin değeri en yüksek derecede korunarak’ saklanır.

Benim en merak ettiğim 3 soru ve cevapları:

– Süt ambalajındaki alüminyum folyo, zarar vermez mi?

Bana verilen cevap : Ambalajdaki alüminyum süte kesinlikle temas etmez, ara katmandadır, sütün ışık ve ısı almaması için bariyer görevi görür.

– UHT laktozsuz sütten yoğurt yapıyorum. Ben gerçekten yoğurt mu yiyorum?

Bana verilen cevap : Evet, laktozsuz sütten yapılan yoğurdun normal sütle yapılan yoğurttan, besin değeri olarak hiç bir eksiği yoktur.

– UHT yöntemi, sütteki probiotikleri öldürmüyor mu? Yani faydalı bakteriler de yok olmuyor mu?

Hayır, çünkü sütte probiyotik madde bulunmaz. Probiyorik bakteriler yoğurt, peynir, kefir gibi fermente olmuş süt ürünlerinde bulunur. Çiğ sütün kendisi de probiyotik özellik taşımaz.

 

 

 

 

 

Sosyal medya profil fotoğrafları

esra oruc

Aslında önemsiz görünen ama nasıl önemli bir mevzu değil mi? Sosyal medya profil fotoğrafları derken hemen aklınıza Facebook, Twitter, Instagram geliyor eminim. Peki ya Linkedin? Peki ya kendi işiniz, kendi sayfanız, profesyonel imajınız? Profil fotoğrafları ile  ‘yargıladığımız’ olmuyor mu birilerini? İtiraf edin hadi, elbette oluyor.

Happy Portraits

Gül Deriş Bayram, uzun süren ‘biraz da sıkıcı’ bir kurumsal iş hayatının ardından, ‘profil fotoğrafçılığı’ fikriyle çıkmış yola. “Düğün fotoğrafçılığı, bebek/çocuk fotoğrafçılığı hep vardı, çok da güzel yapan meslektaşlarım var. Ama benim, bizim çocukluğumuzdaki gibi aile portleri için özel çekimler, sosyal medya sayfaları için profesyonel çekimler nedense çok az yapılıyordu” diyor.

Gül Hanım’ı Anneysen.com daveti aracılığıyla tanıdım, bir kaç blogger arkadaşımla birlikte şirin, samimi stüdyosuna konuk olduk, kendi aramızda çok keyifli bir açılış yaptık. Benim için her zaman özel kalacak olan bir anı da ilk çekimi benimle yapmış olması, hatta makyaj masası açılışını bile ben yapmışım :) Oğlumun çıkışına yetişmem gerekiyordu, ne yapayım :))

Gül Hanım’ın portfolyosına burada göz atabilirsiniz. Norveç’te yaşayan kuzenim her yılbaşı bize aile fotoğraflarını gönderir, tam 20 senedir. Ne özenirim, hiç yapamadım. Gül Hanım aslında bu tarz fotoğraflar çekmeyi de çok seviyor, anneanneler, dedeler, kuşaklar bir arada, stüdyo fotoğrafları. Kendi fotoğraflarımı da inanılmaz bir heyecanla bekliyorum. 

Happy Portraits’in iletişim bilgilerini aşağıda paylaşıyorum. Göksu Evleri’nde bahçeli, şirin bir villa burası. Samimi, rahat bir çekim istiyor ama bir türlü cesaret edemiyorsanız  (bknz:ben!) Gül Hanım’ın bahçesinde bir limonata için sohbet edin, derim. Eminim memnun kalacaksınız.

Kendisine burdan teşekkürlerimi iletiyorum. Fotoğraflarım hazır olur olmaz siz bıkana kadar paylaşacağım zaten! :)

Happy Portraits Stüdyosu / Gül Deriş Bayram
Göksu Evleri Akkavak cad. No:46 Villa B117 A
0544 300 0 300

Basında Teknolojik Anneler

teknolojik anneler

 

26 Nisan 2014 tarihli Milliyet Gazetesinin Cumartesi ekinde “Teknolojik Anneler” röportajımız yayınlandı. (Ceren SİDAR)

Şarjları bitmeyen annelerin sitesi

Derya Divrikli ve İpek Süer kendileri gibi teknolojiye ilgi duyan, sosyal medyayı öğrenmek isteyen anneler için Teknolojik Anneler adlı siteyi kurdu

Facebook, TwitterInstagram ve nicesi… Bilgisayarlardan sonra akıllı telefonlar, tabletler ve sosyal medya derken teknolojinin hızına yetişmek zorlaştı. Tüm bu yeniliklerin içinde yer alabilmek isteyen herkes ilgi alanının bir köşesine teknolojiyi de aldı.
Bu kitleye en son dahil olanlardan biri de anneler oldu. Sanal aleme, sosyal medyaya adapte olmakta zorlanan annelerin imdadına ise kendileri de birer anne olan Derya Divrikli ile İpek Süer’in kurduğu Teknolojik Anneler adlı internet sitesi yetişti.

“Sorularıyla komik duruma düşmekten korkuyor”
Derya Divrikli (36) ve İpek Süer (41) teknolojiye ve sosyal medyaya meraklı iki anne. Mesleki alakaları olmamasına rağmen kendilerini teknoloji konusunda geliştirmişler. Kendi deyişleriyle “Annelerin teknolojiden korkmasını gerektirmeyecek, eğlenceli ve basit bir site kurmak” istemişler ve tüm tasarımını kendilerinin yaptığı Teknolojik Anneler adlı internet sitesi ortaya çıkmış.
Siteye girdiğinizde dikkati ilk çeken sanki yarısı şarj edilmiş gibi görünen merdane ve altındaki “şarjları asla bitmez” sloganı oluyor.
Bu sitenin önceliği annelerdeki teknolojik önyargıları kırmak. İpek Süer bu durumu “Önyargıyı bir kenara bırakıp basit bir dille hazırlanmış açıklamalarla teknolojiye adım atıldığında kolaylıkla ortama adapte olabilirsiniz. Mesela annem şu an tüm sosyal medya uygulamalarına hâkim. Mantığını bir kez çözünce gerisi çorap söküğü gibi geliyor” diye anlatıyor. Bir anne olarak kendileri
ve anneleri teknolojiyi, sosyal mecradaki uygulamaları nasıl anlıyorsa sitelerinde de aynı ifadeleri kullanıyorlar. Sitenin bu kadar sevilmesini sağlayan en büyük özelliğin de kullandıkları dil olduğunu söylüyorlar. Soracakları sorularla komik duruma düşmekten korkup teknolojiden kaçan annelerin sosyal medyadan korkmalarını önlemek için Divrikli ve Süer bir de Facebook’ta annelere özel bir grup kurmuş.

 Annelerin sıkça sorduğu sorular

– Instagram’da bir fotoğrafı kırpmadan nasıl paylaşabilirim?
– Facebook’ta, Twitter’da profilime kimlerin baktığını nasıl öğrenebilirim?
– Yasaklı Twitter’a nasıl girebilirim? (VPN ve DNS değiştirmek)
– Hay Day (çiftlik işletme üzerine kurulmuş çevrimiçi oyun) nedir?
– Instagram’da nasıl video paylaşırım?
– Bilgisayarımın ekranı gitti, nasıl düzeltebilirim?

Tekno eğitimlerle yol gösteriliyor
“Teknolojik anneler”in sitesi günde ortalama 3 bin, güncel konularla ilgili yazılar koyduklarında ise 10 binin üzerinde ziyaretçi alıyor. Her ne kadar anneleri bilgilendirme amaçlı kurulan bir site olsa da ziyaretçiler sadece anneler değil. Erkekler ve çocuğu olmayan kadınlar da sitenin sıkı takipçileri arasında. Ziyaretçilerden gelen tepkileri sorduğumuzda İpek Süer ilk tepkilerin hep “Ne iyi düşünmüşsünüz” olduğunu söylüyor ve ekliyor “Anneleri teknolojiyle buluşturan, anne diliyle konuşan bir portal daha önce olmadı.”
Kültür-sanat, eğlence, fotoğraf, internet, Kitap, müzik gibi konularda yönlendirici bilgilerin verildiği, tekno marketlerdeki indirimlerin duyurulup ürünlerin tanıtıldığı sitede ayrıca internet ve sosyal medya üzerine tekno eğitimler de düzenleniyor. Hatta Divrikli ve Süer, kendilerine nasıl katılabileceklerini, nasıl üye olabileceklerini soran annelere blog açmadan internet güvenliğine kadar pek çok konuyla ilgili düzenledikleri bu seminerlere katılmalarını öneriyorlar.
Twitter’a ve Youtube’a girişin yasaklanmasından sonra özellikle VPN,
DNS gibi ibarelerin nasıl kullanıldığı, ne işe yaradığıyla ilgili sıkça gelen sorular üzerine site son zamanlarda internet yasaklarına konusuna odaklanmış. Örneğin son eğitimlerini güvenli internet kurulumu üzerine vermişler. Planları arasında seminerler ve atölye çalışmaları düzenlemek, siteden interaktif uygulamalarla annelerle iletişime geçmek var. Süer ve Divrikli kadınların teknolojiyle buluşup kendisini geliştirmesi için bir sosyal sorumluluk projesi yürütmeyi de düşünüyor.

Haberin linki;

http://www.milliyet.com.tr/sarjlari-bitmeyen-annelerin-sitesi/cumartesi/haberdetay/26.04.2014/1872808/default.htm

 

Teknolojik Anneler

1,5 yılı geçmiş, internetin güzel anneleri diye bir yazı yazmıştım, o zamandan beri aklımdadır, bir ‘anne’ sitesi hazırlamak. annelere hitap eden ama teknoloji anafikirli. tam olarak teknolojik anneler için.
vakit bulamadım, cesaret edemedim, gözümde büyüdü…

sonra Derya ile tanıştım. onun olduğunu bilmeden takip ettiğim ve fikir olarak çok başarılı bulduğum Ana Kılavuz sitesinin kurucusu, Başka Anne isimli blogun yazarı Saryade.
uzaktan uzaktan takipleşirmişiz, isimlerimizi bilmeden. karşılaştığımız ilk etkinlikte ise ‘ne yapabiliriz’i konuşmaya başladık, sitenin temelleri atıldı farkında bile olmadan. 
bütün yazı oturduğumuz yerden fikir üreterek geçirdik ve şimdi artık bir sitemiz var! ismi elbette Teknolojik Anneler. henüz sitenin pek çok eksiği var; evet biliyoruz, kullanıldıkça görelim istiyoruz eksiklerimizi ve bu yüzden olduğu haliyle açtık. çok planlarımız var, çok! umarım hepsi hayata geçecek. teknolojiye aşina annelerle yenilikleri paylaşmanın yanısıra, imkanı elvermeyen ve/veya internetten, teknolojiden korkan ev hanımlarına yönelik çalışmalar yapmak istiyoruz. kadınımız ürkekliği üzerinden atsın, ‘Yapamam’ demesinler istiyoruz. çocuklarımızı büyütürken kendimizi de geliştirelim, önce biz görelim, bilelim istiyoruz. dedim ya, daha çok çok şeyler istiyoruz. hepsi sırayla!

internet anneleri

sanaldan gerçeğe, internet anneleri!
interneti aktif olarak kullanan ne kadar çok anne var, fark ettiniz mi?
bunun sebebi aslında çok açık; bebek doğduktan sonra mecburiyetten bir süre eski sosyalliğini devam ettiremeyen anne, elinin altındaki internette vakit geçirmeye başladığı anda, kendini buluyor. aynı süreci yaşayan, aynı sorunları atlatan annelerle yazışmak, yalnız olmadığını bilmek -kendimden biliyorum- insanı çok rahatlatıyor. ve bu ‘online’ arkadaşlıklar bir süre sonra kaçınılmaz olarak vazgeçilmez dostluklara dönüşüyor. bu konuda daha önce burada bir yazı da yazmıştım.
 
işte tam da bu “sanaldan gerçeğe” motivasyonuyla başlamış bir oluşum var, ismi tabii ki İnternet Anneleriweb sitesi çok yakında açılacak olsa da, onlar çoktan organizasyonlara başladılar. annelerin çok faydasını göreceğini tahmin ettiğim, seminer ve workshoplar ardı ardına geliyor. 
 
benim ilgimi çeken kısmı ise tüm bu eğitimlere online olarak da katılabiliyor olmanız!  bir internet bağlantınız olduğu sürece bu eğitimlere katılabilirsiniz. bu hizmet sayesinde başka şehir, hatta ülkelerdeki anne/babalar, hem de evden çıkması zor olan anneler de eğitimi izleyebiliyorlar. ister bilgisayardan, ister tablet veya android uyumlu telefondan ortama bağlanılabilinir.
bağlanmak öyle zor değil, eğitim öncesi teknik olarak kısaca bilgilendiriliyorsunuz, sonrasında size bir id veriliyor ve etkinlik anında evinizden, işyerinizden bağlanıyorsunuz.
 
‘çocuğu bırakamadım, trafikten korktum, bu havada çıkamadım’ sıkıntısı yok, daha ne istiyorsunuz? (ヅ)
 
“internet anneleri” kendilerini böyle anlatıyorlar;

İnternet Kullanan Anneler Artık Birarada! İnternetle bir şekilde bağı olan anneler, anne adayları ve hatta anne olmasa bile bir başkasını anne hassasiyetiyle sahiplenenleri biraraya getiren “İnternet Anneleri” etkinliklerine başladı.  Blog, twitter, facebook, instagram, web site ve tüm sanal yollarla iletişim kuran internet kullanıcıları bu platformda biraraya geliyor. internetanneleri.com kurucuları için, anne olduktan sonra kendi ihtiyaçlarını ikinci plana atan annelerin tekrar sosyalleşmesi, başka annelerle tanışıp tecrübelerini paylaşması, kendilerini geliştirecek faaliyetlere katılması önemlidir. internetanneleri.com, konusu internet, anne, çocuk, aile ve iş olan herkesi buluşturarak tüm internet annelerinin paylaşımlarını, buluşmalarını ve hayallerini sanaldan gerçeğe dönüştürmeyi amaç edinmiştir.

iletişim için;
http://www.internetanneleri.com/
https://twitter.com/internetannesi
https://www.facebook.com/groups/internetanneleri/

disney live’a bir kiii!

Mickey, Minnie, Donald ile Goofy, Ariel, Sebastian ile Ursula, Yasmin, Aladdin’le Cin, Woody, Buzz ve Jessie’nin de aralarında bulunduğu 25 yıldızdan fazla Disney yıldızının yer aldığı “Disney Live! Mickey’nin  Müzik  Festivali” !

Seyirciler Alaaddin, Yasemin ve Cin’le hip-hop ritimleri, baş döndüren akrobasi  hareketleri, uçan halılar ve sihirli değişimlerle dolu bir dünyaya ortak oluyor. Gösteri boyunca denizin altında Ariel ve Sebastian ile buluşup reggae ritmine kapılan Woodie, Buzz ve Jessie’den rodeo tarzı boogie yapmayı öğreniyor.
 
Bu muhteşem etkinliğe 2kişilik davetiye kazanmak ister misiniz? Anne Fare Yakaladım’ın Facebook ve/veya Twitter hesabını eklemeniz ve davetiye istediğinize dair yorum bırakmanız yeterli! 
 
Yorumunuzu 8 Ekim Pazartesi 12:00’ye kadar bırakmayı unutmayın!
 
Görüşmek üzere!
 
Turkcell sponsorluğunda Uykusuz Anneler aracılığıyla;
mickey music festivali

tarih: 13 ekim cumartesi 

saat : 12:00
yer  : trump tower avm
önemli : davetiyeler isme olacak, kargolama yapılmayacak, kapıda kimlik/nüfuz cüzdanı ile giriş yapılabilecek.

Vesile olan Uykusuz Anneler’e teşekkürlerimle!

 

annemden hikayeler

#HerGüneBirBlog’un bugünkü blogu Annemden Hikayeler.
herkesin yaşadığı hikayeler…
 
çalışan bir anne Ceyda Dirik. “her sabah duyuyorum bu cümleyi; “işe gitme anne…” kucağıma alıyorum o minnacık oğlumu, öpüyorum seviyorum..” diyor gitme anne gitme! yazısında. 3 yaşına yaklaşan Doruk, bugünlerde kreşe alışma sürecinde
 
bir annenin doğru bakıcıyı bulma çabalarından iş seyahatine, ev hallerinden filmlerde özendiği sahnelere kadar hayatını paylaşıyor yazılarında. 
 
kendini anlatırken “2000 yılında bir adamla tanışıp arkasına bile bakmadan o adamın peşinden farklı ülkelerde yaşamış, yaşamaya da itirazı olmayan gezgin bir ruha sahiptir…” diyor.
 
bir başka yazısında da ekliyor; büyük düşün de, büyük konuşma!

internetin güzel anneleri

gecenin bir vakti  bebeğiniz ile birlikte ayaktasınız. o bir türlü uyumazken eliniz telefonunuza ya da bilgisayarınıza gidiyor ve sizin gibi uykusuz annelerle sohbete dalıyorsunuz…

hiç tanımadığınız, karşılaşmadığınız anneler, ortak problemleriniz yüzünden en yakın sırdaşınız oluyorlar. soğuk havalarda bebeğinizle eve kapanmak, olmadık saatlerde arayacak bir kimseye ihtiyaç duymak, yeni sorumluluklar yüzünden sosyal olarak soyutlanmak, uyku ve yemek saatleri derken eski dostlarınıza ayak uyduramamak… bu dönemde aradığınız dostluğu internette bulmak sizi şaşırtmasın!

twitter hesabımı ilk açtığımda bu kadar güzel insanlarla tanışacağımı hayal bile edemezdim. bir blogum vardı evet, ama diğer blogların çok kişisel olduğunu, günbegün eklenen bebek fotoğraflarından ibaret olduğunu sanıyordum. twitterda dostluklarım arttıkça annelerin bloglarına ve paylaşımlarına hayran kaldım,  bebek yüzünden işe ara veren anneler yaşadıkları boşluğu, yaratıcılıklarını bir şekilde internet üzerinde gideriyorlardı. sonunda blogger anneler-blogger babalar bir araya geldiler, ortam o kadar samimiydi ki bir kereye mahsus olacağı düşünülen buluşmalar klasikleşti, artık her ay gerçekleşiyor. işte ben de kendilerini tanımadan yazıştığım annelerin bloglarını, ancak bu toplantılar sonrasında keşfettikten sonra, ne kadar güzel insanların arasında olduğumu farkettim.

anneliğimin en zor döneminde aralarına düştüğüm dostlar için minnet duyuyorum;

sevgili Yeşim Mutlu ön ayak oldu, büyük bir özveriyle herkesi toparladı ve blogger anneler-blogger babalar bir araya geldiler. her ayın ikinci cuması toplanmaya devam ediyorlar.

twitter’da uykusuzluğumuzu #uykusuzanneler hashtagi ile paylaşırken büyüdük, çoğaldık, uykusuz anneler kulübü olduk. facebook, twitter yetmedi, bir de sitemiz oldu. sitemiz diyorum, sadece gönlümden geçtiği için sebepleniyorum, oysa emek veren değerli anneler buradalar. iyi ki varlar.

twitter yazışmalarından, 140 karaktere sığmayan dertleşmelerden yola çıkan güzeller güzeli Nihan Anne, aramızda kullandığımız ‘internet anneleri’ ismini google grubuna taşıdı ve internet anneleri grubumuz da oldu. hergün çoğalıyoruz, çoğaldıkça problemlerin çözümü kolaylaşıyor.

Gamze için, Atakan için tek yürek oluyoruz, sesini duyurmaya çalışıyoruz.  karda kışta açıkta kalan bebekleri düşündükçe gözümüze uyku girmiyor; Van için örüyoruzmart ayı blogger toplantısında Kansersiz Yaşam Derneği’ni arkamıza alıyoruz, farkındalık için neler yapabileceğimizi konuşacağız.

paylaşımlar arttıkça gücümüz büyüyor, bu kadar yapıcı ‘insan’ bir arada oldukça sorunlar hafifliyor, umutlar artıyor. internetin güzel anneleri üretiyor.

anneler internetteler evet, ama asla sanal değiller!